31 Ekim 2009 Cumartesi

SUYUMUZUN HİKAYESİ

“ Festivallerin yoğun yaşandığı 2003 ün bu yaz günlerinde Suyumuzun Hikayesi’ni yazmak da nereden çıktı.” diyebilirsiniz. Ancak bu öyküyü anlatmak görevdir, benim için.
12 Eylül sonrası, 1980’li yıllar ... Akseki hareketli günler yaşıyor. Ancak bir kaç yılda bir ilçeye uğrayan valiler, şimdi ayda birkaç kez gelerek, sorunları dinleyip, hal-hatır soruyor hatta İçişleri Bakanı bizzat ziyaret edip, vaadlerde bulunuyor. Ben de yararlı olabilmek amacı ve umuduyla “BasınGörevlisi”sıfatıyla olayların içindeyim.
Vali Yılmaz TÜRKTEKİN, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Rıfat KAPLAN’ın memleketine yararlı,çalışkan bir kaymakam gönderme çabasında. İlçeye gelen genç Kaymakam, Bekir Sıtkı HANLIOĞLU, sıkıyönetim döneminin yarattığı ortamdan da yararlanarak, hızlı bir çalışma temposuyla, sorunlara çözüm yolları arıyor. Disiplinli ödün vermeyen, iş isteyen, emreden tutumuyla da adı DÖRDÜNCÜ MURAT’a çıkıyor. Bu arada, benden de ilçenin sorunlarıyla ilgili rapor istiyor; severek ve isteyerek üstleniyor, bir gecede 30-40 sayfa rapor hazırlayarak makama çıkıyorum. “İlk sorun su.Ve daha sonra yol – elektrik. Kısa vadede su sorunu,Güzle, Bladen, Tünel kaynaklarının ıslahı; uzun vadede GÖKTEPE SUYU”.
Aksekili yeni kaymakamı çok sevdi. Makama ulaşmak için, kalemde sıra bekleyenler de
yakınmıyorlar; disiplinli, planlı ve kararlı yöneticiye can kurban ... Yeter ki iş yapılsın yararlı
olunsun... Kaymakam, “Gazeteci hazır olsun, sabah erken Göktepeye gidilecek” diyor, hazırlanıyoruz; ancak, Akseki’den yaylaya yol yok.
Kaymakamlığın Land-Rover cipi, Belediye Başkan Vekili Mehmet SOYLU, şöför Hüseyin ÖZEREN, yaylayı iyi bilen Belediye Zabıta Memuru Yaşar ÇOBAN ve Kaymakamla Gündoğmuş üzerinden yola çıkıyoruz. Yıllardır adını çok duyduğumuz, ama gidemediğimiz GÖKTEPE’ye adım adım yaklaşıyoruz. Gündoğmuş’tan sonra, Pembelik Türbelinas, Susam Beli’nde kolastarla kar kesip; kamyona yükleyenlere rastlıyoruz ;Dipsiz Göl, İlvat Gölü ve Beyçukuru’na ulaşıyoruz. Karşı yamaçtan, beyaz şeritler halinde akıp, sonra dereye dönüşen su kaynağı bizi heyecanlandırıyor. Yayladaki yörükler, hayvanların otlakiye ücretlerini yıllardır ödemedikleri için, Kaymakamın geldiğini sanıyorlar. 4.Murat da öyle söylüyor. Deneyimli Yörük Ağası ; “Hele bir karnımızı doyuralım , yorgunluk çıksın.” diye Kaymakam'ı yatıştırmaya çalışıyor.
“KAYIĞA BİNEN NAVLUNUNU ÖDER” diyerek de otlakiye ücretini ödemeyi vaad ediyor, bizi de çok iyi ağırlıyor... Bu arada, kaynakla, Kaymakamı gösteren mukayeseli fotoğraflar çekiyorum, bol bol ...
“Göktepe’de su yok; Irmaktan su basmaktan başka çaremiz yok” diyenlerin tezi çürüyor, bu fotoğraflarda. Fotoğrafları görünce Vali, İller Bankası Müdürü’nü çağırarak; “Hani Göktepe’de saniyede 250 gramdan fazla su yok.” demiştin. Resimler gerçeği gösteriyor. En kısa zamanda bizzat kaynağın debisini ölçüp, Akseki’yi suya kavuşturacağız” demesi, ilçede bayram havası yaratıyor. Ve olayları, dobra dobra yüksek sesle yorumlayan bir kişi var, Park Kahvesinde, Kemal KARAGÜL. Çoğu kişinin kendisiyle tartışmaktan çekindiğinden, “sırnaşık” adı taktıkları rahmetli KARAGÜL, Kaymakamın girişimini eleştirenlere, ırmak projesini savunanlara veryansın ediyor. “Politikayı, siyaseti bırakın memleketi düşünün.” diyor ; haklı olarak.
Karşı bankta tartışmayı izleyen kişinin farkında değil... Alçak gönüllü, sevecen kişiliğiyle Mustafa DURUK, tartışma konusunu soruyor. Fotoğraflara Vali’nin gösterdiği tepkiyi öğreniyor ve etkileniyor. Eve gidince annesine de anlatıyor . Fatma Hala ; ‘Akseki’yi suya kavuşturmazsanız, size sütümü helal etmem”diyor... Mustafa Ağabey’in, bu durum karşısında, ilk girişimi, benden Göktepe fotoğraflarını istemek oldu. İlgisine çok sevindim. Tab ettirerek, hemen Konya’ya gönderme sözü verdim.Yanına da bir mektup ekleyerek, gönderdim.İlgisine teşekkür ederek, “Yol aşağıdan giderse, ilçenin ekonomisi zaten bozuk, büyük kayıp olur” demeyi de ihmal etmedim. Hemen cevabını aldım. ‘İlgimizi ve gücümüzü bir noktaya teksif edelim. İnşallah suyu başaralım, yola da başlarız. Ancak,Vali Göktepe’ye gideceğinde haber verin; ben de geleceğim”.
Bir sabah erken kapı vuruluyor, fırlıyoruz. “Vali yaylaya hareket etmiş, sizi bekliyor”.
Saat 7 de hareket edebiliyoruz. O zamanın telefonlarıyla Mustafa Ağabey’e ulaşmak zor. Telefonun kolunu çevirip “Şu numaraya bizi bağlayıver kızım, çok önemli...diyoruz”. Olmuyor. O işi Belediye Katibi Saadettin KELEŞ’e bırakıyoruz. Gündoğmuş’da “Vali’nin konvoyuna yetişiyoruz. Tüm Daire Müdürleri orada desek, yeri. Kaynak debisi yüz güldürüyor; saniyede 60-70 litre debisi var. Ancak, Akseki tarafında yol yok ... Kaynak irtifaı 2100 metre. Önünde daha yüksek dağ var. Dağı 1100 metre tünelle geçmek ancak, mümkün. Karşı tezi savunanlar, kışın kaynağın donmasından tutun da, 1000 metre yükseklikten basınçla akacak suya boruların dayanamayacağını, arazinin taşlık oluşuna dair, olumsuz yorumlarda bulunuyorlar. “Hayal mi görüyoruz?” Acaba umutlar boşa mı çıkacak? Soruları sevincimizi gölgeliyor. “Acaba Mustafa DURUK’a ulaşılabilindi mi, ulaşılsa bile,Vali buradayken yetişebilecek mi?” Derken, Bozkır yakasından, Merdivenli’den bir cip tırmanıyor, Beyçukuru’na doğru. Alaattin ÖZCAN ile birlikte geliyor, Vali’ye suyun önemini anlatan kibar söylemleriyle o günden sonra her işini bırakıp SU İŞİNE adıyor kendisini Mustafa DURUK...O saatten sonra, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Rıfat KAPLAN’ın, ortaokul arkadaşı Emekli Tümgeneral Ahmet Fehmi KUZUOĞLU’nun, Denizli Sıkı Yönetim Komutanı General İlhan ÖZCAN’ın, üst düzey bürokratların, iş adamlarının kapılarını aşındırıyor, Hemşehrilerini motive ediyor, suyumuz için ...Ama iş çok zor, Önce yol gerek. Önce Orman, sonra Köy Hizmetleri, Boğazkuyu, Ağaçkırıldığı, Kovanlık, Kalkantaş...İkiçukur, Beyçukuru...Adım adım yolun açılışı izleniyor...Ya tünel işi... Önce projeler hazırlanmalı...Olaylar da lehimize gelişiyor .Okuyanı-yazanı çok Akseki’nin ulaştığı bir sonuç belki de...Danışma Meclisi’nde Antalya’yı temsil eden iki kişiden birisi Emekli Paşamız Ahmet Fehmi KUZUOĞLU, Projeler ihaleye çıkma aşamasına geliyor. İsale hattını alan müteahhit yeri görmeden %14 fiyat kırıyor. Yeri görünce teminatı yakarak, vaz geçecek.”Aman; Sen bir taşerona ver. Biz O’nun zararını tazmin ederiz.” güvencesi...Andırımlı Osman BAKIRCI’nın bir kaç yıl sürecek boru döşeme çalışmaları, bir başka müteahhit Kara’nın başlattığı iki yönden tünel açılışı, dağ deliniyor.Acaba, açılan tünel orta yerde buluşabilecek mi? Demokratik hayata geçiş. Allah’tan mı, işin olacağından mı, Belediye iktidar partisinden... Zorluklar içinde de olsa,Mustafa DURUK organizatörlüğünde işler yürüyor. Kışın kaynağın donmadığı, uçaktan defalarca çekilen fotoğraflarla kanıtlanıyor. Çalışmalar hakkında kendisine bilgi sunuyor, gelişmelerden bilgi alıyoruz. Çevre illerdeki Hemşehrilere ulaşmak için, birlikte seyahat ediyoruz. Bu arada sohbetlerini dinleme fırsatı da buluyoruz Mustafa Ağabey’in.
Beni teşvik etmek için olacak; “Sen bu çektiklerimizi, yapılanları, bize destek veya köstek olanları yazacaksın. SUYUMUZUN HİKAYESİ’nin kitabını sen yaz, Ben bastıracağım’ diye takılır, belki bana bir yazarlık payesi kazandırdığını düşünürdü. Ben de ‘Yararlı olalım, yazmak önemli değil” derdim.”Yaz oğlum, bizden sonra gelenler içtikleri suyun değerini bilsinler. Ve, İsmini aldığın Deden de severdi, topluma hizmet işlerini”. Diyerek, geçmiş yılları anlatır, birlikte geçirdiğimiz saatleri renklendirmeyi çok iyi bilirdi .
Şöyle bir anlatımını da aktarmak uygun olacak sanırım .”Antalya’da ortaokul öğrencisi iken , kaldırımda birisi düşmüş; ölmüş. yaşını sorduk 35 dediler.Bu kadar yaşamış ya ... Allah rahmet eylesin deyip geçtik . Geçenlerde Konya'da bir tanıdık vefat etmiş , yaşını sordum. 70, dediler.- Çok da gençmiş, canım...”
Evet Mustafa Ağabey, yaş kaç olursa olsun, bu dünyadan giderken, hayırlı hizmetler güzel anılarla ayrıldın. Ama bizlerin üzüntüsü büyük oldu. Seni uğurlarken yazılacak yazı, bu değil de tüm topluma örnek olacak hayat hikayen, ağabeyinle birlikte verdiğin hayat mücadelesi, Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü, ticaret hayatında yıllardır süregelen Konya’da vergi birinciliğin olabilirdi .Ancak, sen benden; Suyumuzun Hikayesini yazmamı istedin. Bu uzun hikayenin özetini okuyanlar, sanıyorum Göktepe suyunun her yudumunda Seni hatırlayacaklar... “Su gibi,aziz ol sözünü çok tekrarlardın... Sen bizim için zaten azizsin; Ruhun şad olsun !”
İbrahim EKMEKÇİ ( 2003 YILI’nın AKSEKİ TOROS POSTASI DERGİSİ’nden )

--------------------------------------------------------------------------------

Sayın İbrahim EKMEKÇİ hocam 2003 yılında yayınlanan Akseki Toros Postası dergisi bir vesile ile elime geçti. “SUYUMUZUN HİKAYESİ” adlı yukarıdaki yazınızı, O dergide okuyunca çok duygulandım. Sizi hemen arayıp bu değerli yazınızı. “http://hasankaragul.blogspot.com/’’ sitemde daha önceleri yazdığım, Göktepe suyumuzun problemleri ile ilgili yazılarımdaki amacımın, daha iyi anlaşılabilmesi için bu yazınızı “bloğumda” yayınlamak için müsaadelerinizi istedim. Bu isteğimi memnuniyetle kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Örnek duyarlı davranışınız karşısında aklıma hemen “Rahmetli Dedeniz saf Mahmut Hoca” geldi. Toplum yararına olan bütün hizmetleri, boğaz camisi imamlığı mahalle muhtarlığı ve benzeri bütün hizmeleri büyük bir huşu ile ibadet edercesine ve bu hizmetleri de hiç bir ücret almadan yapan bu büyük insan “Rahmetli Dedeniz saf Mahmut hoca aslında gönül zegini örnek bir insanmış’’. Sizler için büyük onur olmalı. Her faniye nasip olmayan bir haslet olmalıdır saflık. Saf Altın, saf Gümüş, saf Bal, katıksız hiç bozulmamış, Sade, Allah’ın yarattığı gibi. Dünya’da bir faninin elde edebileceği en büyük servet.Onun yolunda gidebilmek ne büyük onur. Zavallı Çakallara,Cin Alilere Şeytan Velilere imrenmek’se, ne büyük gaflet Dedelerimizin açtığı çığırdan devamla. En derin saygılarımı sunar ellerinizden öperim. İyi ki varsınız. Hasan KARAGÜL

Sayın büyük üstat‘‘Çetin ALTAN’’(Toplumunuzun duyarsızlığından umutsuzluğa kapılarak, enseyi karartmayın diyor) Siz de Aksekili olun’da, kolaysa ensenizi karartmayın bakalım.
Yıl 1980’ler ihtilal sonrası, Aksekili etkin bürokratlar ve iş adamları omuz omuza vererek o zamanlardaki imrenilesi Aksekililik dayanışması zihniyetine ek olarak birde o devrin sağladığı avantajlarıda kullanmışlar ve ilçemizin yüzlerce yıldır süregelen su problemini el ele vererek canla başla çalışarak çözmüşler. Bu bizim için ne büyük bir bahtiyarlıktır.
Ahirete göçen bu büyük Aksekililer, inşallah aldıkları dualarla cennetteki köşklerine kurulmuşlardır. Bu işte mücadele vermiş olan yaşayanlarımızda mutlaka hizmetlerinin ecirini göreceklerdir umarım. O Faniler göçünce’de hayat kaynağımız olan Göktepe suyumuz ne hale gelmiş. Kimler sularımızı, Göçerlere, peynirlerinin, ballarının lezzeti uğruna peşkeş çekmiş. Akseki halkı suyunun talan edilmesine neden itiraz edememiş. Aşağıdaki yazılar ve resimlerden bu eserlerin son hallerini görebilirsiniz. Buraları’nı ihya edenlerin göçüp gitmesiyle İdareci olarak geride bıraktıkları liyakatsız insanların ellerinde kalmış buraları. Eserler de viraneye dönmüş. Pekala bu faydalı ve güzel eserleri devam ettirecek evsafda nesiller hiç yetişmemiş’mi? Yetişmiş elbette hemde yüksek tahsil yapan bir çok insanımız. Ünlü doktorlarımız, doçentlerimiz pek çok da profesörlerimiz, avukatlarımız, çok akıllı zengin sanayici ithalatçı, ihracatçı iş adamlarımız da yetişmiş. yetişmişler yetişmesine ama bir şeyi, Aksekililiğe vefa borçları olduğunu unutmuşlar. Sonra da dalmışlar hayat mücadelesine, kazanmışlar paraları kazanmayı ama. Bu arada en önemli vasıflarını hepsini hayatta başarılı kılan Aksekili olma vasfını kaybetmişler. Bu maddi değerleri kazanıncada silmişler kafalarından Aksekili oldukları gerçeğini. Onlar olmuş bitmişler ya Gerisi hikaye. Çıkmışlar kabuklarından, karışmışlar, çoğu paralı, mevkili, hiçlerin arasına. Ne olmuş o zaman. Akseki yetişmiş olan nitelikli insanlarından, gözetim, denetim ve yönetim desteği alamamış. Aksekililik ruhumuz başlamış yok olmaya... Bende elimde olmadan cenabı Allahın takdiriyle Aksekili doğmuşum. Bu da bana bir sorumluluk yüklemiş. Vefakar olmayı, Karınca misali, gücüm yettiğince. Halkımın hakkını ve haysiyetini her yerde, ve her platformda, gerektiği gibi savunmak, sorumluluğunu benimsedim. Nerede bir toplumsal problem görsem, bir yazı okusam, bu olaydaki kendi sorumluluğum nedir diye düşünürüm. Tek başına olsam da horlansam da fark etmiyor. Benim için bu bir nevi ibadet oluyor.Kutsal tarlamızdaki Karasaban’ın ileriye doğru çekilmesi, ancak iki öküzün boyunduruğa koşulmasıyla kabil oluyor. Hemşehrilik bilincini önemsemeyen çevremden, yanıma koşulacak bir tek gönüllü dahi çıkmıyor. Boyunduruğa ne kadar yüklensem’de, karasabanı ancak kendi merkezin’de döndürüp duruyorum tek başıma. Buna çare ne olmalıdır diye düşünürken, tek dertlenen ben değilmişim meğer. Baktım geçenlerde, Türkiye Yahudi cemaati’nin ruhani lideri, ‘İshak HALEVA’ da bu konuda kendi milletinden çok dertli. Dünyadaki bütün devletlerin ticaretini ve finans işlerini elinde tutan. Dünya’daki para işlerini en iyi bilen yahudi milletinin, Türkiyedeki ruhani lideridir sayın İshak HALEVA. O da bizde’ki olduğu gibi toplumsal kokuşmadan dertli Gazetecinin bir sorusunu cevaplarken sayın HALEVA, bizimde o eski milliyetçi insanlarımız kalmadı artık diyor’du Onun içindir’ki yahudi lerin’de yükselme devri bitti. Tıpkı Osmanlı’nın duraklama devri gibi diyor. Sebep olarak’da insanlarımızda eskilerdeki gibi toplumsal dayanışma ruhu, milliyetçilik kalmadı diyor. Para kazanan zenginlerimiz çok fakat, onlarında milliyetçilik ruhları öldü diye hayıflanıyordu sayın HALEVA. Bu insanlarımız öyle dejenere oldularki,inanılmaz. Çok para kazanmayı, çok yüksek mevkilere yükselmeyi hazmedemediler. Şimdide yuvadaki yavrularını yemekten utanmıyorlar çünkü köklerinden koptular. Bizim’de dayanışma ruhumuz kalmadı. Onun içindir ki artık onlarda dünyadaki namlı milliyetçi yahudiler gibi yaşamıyorlar. O kadar dejenere oldularki yahudiliklerinden eser kalmadı. Bunları bu halleriyle ahıra götürüp EŞEĞİN yanına bağlasan ‘EŞEK’ ağlayarak isyan eder, ben bu insanlar kadar kötümüyüm, götürün bu pislikleri benim yanımdan diye acı acı anırır diyor.
‘’Ya işte böyle sayın Çetin ALTAN’’ Size göre insanlar kötülerle kötülüklerle mücadele ederken yılgınlığa düşmemelidir. Hele ümitsizliğe kapılarak başlarını önlerine eğip, elleri ceplerinde, güneşin altında ümitsizce dolaşırlarsa, enseleri güneşten kap kara olur diyorsunuz.
’’Size göre kötü olaylar karşısında sakın ümitsizliğe düşüp enseyi karartmayın demesi kolay.’’
Gelin siz de benim gibi Aksekili olun da, Atalarının bıraktığı değerlerin talan edilmesi karşısında, kendi insanlarımızın duyarsızlığından ümitsizliğe kapılmayın.
Benim bir türlü kabullenemediğim, bu çürüyerek kokuşmanın, sebeplerini düşünerek, ellerim ceplerimde ümitsizce yürüyorum yollarda.
Başım ise utancımdan yerden kalkmıyor ensem yanmış güneşten, kömür gibi kapkara!
(NOT: Bu tesbitlerimi yazmaktaki amacım, Aksekiliğimize hizmet eden, ilçemize eserler katan, kıymetli büyüklerimize vefa borcumuzun olduğunu, gelecek nesillere hatırlatmak içindir. Onlara saygılar sunarak gönülden teşekkür etmek hepimizin borcudur. Aksekililiğimizi bu günlerdeki, yok oluşa taşıyanları ise, itham etmek ve karalamak değildir maksadım. Bu asırda yaşayanlarımızdan, benim tanıdıklarımdan, zaten hiç umudum kalmadı. Ama gelecek asırlarda küllerimizden yeniden doğacak nesillerimize ışık tutar ümidiyle, bu tesbitlerimi yazarak tarihimize bir not düşüyorum.)
ASIL ÖNEMLİ OLAN VE MEMLEKETİ TEMELİNDEN YIKAN,

HALKINI ESİR EDEN İÇERİDEKİ CEPHENİN SUSKUNLUĞUDUR...
Mustafa Kemal ATATÜRK
Saygılarımla Hasan KARAGÜL 16 /10 /2009/ İstanbul